ÜYELERİMİZİN VE ZİYARETÇİLERİMİZİN SİTEMİZE DOSYA VE DÖKÜMAN EKLEMESİ ÖNEMLE RİCA OLUNUR. AYRICA İSTEYEN ÜYELERİMİZ SİTEMİZDE MODERATÖR OLABİLİRLER . TEŞEKKÜRLER...
Content Top

Hukuki desteklerinden ötürü Karakum Avukatlık Bürosunun kurucusu Av. Mustafa KARAKUM 'a şükranlarımı sunarım. TEŞEKKÜRLER...
[ Etiketler: matematikle | ilgili | buluslar ]
Gönder 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Matematikle ilgili buluşlar
Yazar Mesaj
daisy Çevrimdışı
Moderator
*****

Mesajlar: 2,011
Üyelik Tarihi: Aug 2010
Rep Puanı: 66
Mesaj: #1
Matematikle ilgili buluşlar
MATEMATİKTEKİ ÖNEMLİ BULUŞLAR

Matematik, bir yönüyle resim ve müzik gibi bir sanat, bir yönüyle bir dil ve başka bir yönüyle de tabiatı anlamaya yönelik yöntemler manzumesidir. Matematiğin yazılı belgelere dayalı 4500 yıllık bir tarihi vardır. Bu zaman dilimi içinde, matematiğin gelişimi 5 döneme ayrılır.
Birinci dönem, başlangıçtan M.Ö. 6. yüzyıla kadar, Mısır ve Mezopotamya’da yapılan matematiği kapsar. Mısır’da bilinen matematik, tam ve kesirli sayıların 4 işlemi, bazı geometrik şekillerin alan ve hacim hesaplarıdır. Bugün okullarımızda öğretilen matematiğin ortaokul 2. sınıfa kadarki kısmı olarak değerlendirebiliriz. Aynı dönemde Mezopotamya’da matematik biraz daha ileridir; onların bildikleri matematiğin düzeyi de lise 2. sınıf matematiği düzeyidir. Matematik, günlük hayatın ihtiyaçlarına (takvim be¬lirlemek, muhasebe ve mimari hesaplar gibi) yönelik, henüz sanat düzeyine ulaşmamış, zanaat düzeyinde bir uğraşıdır. Formel ifadeler, formüller ve akıl yürüt¬meye dayalı ispatlar yoktur. Bulgular ampirik ve işlem¬ler sayısaldır.
İkinci dönem, M. Ö. 6. yy’dan M. S. 6. yy’a kadar uzanan Yunan matematiği dönemidir. Matematiğin nitelik değiştirdiği, zanaat düzeyinden sanat düzeyine geçtiği dönemdir. Yunan matematiğinin başlangıcında Mısır ve Mezopotamya varsa da Yunan döneminde, matematiğin günümüze kadar yönü belirlenmiş, bir sıçrama yapılmıştır. Matematiğe en önemli katkılar Platon’un akademisinde ve iskenderiye’deki Museum’da yetişen bilim adamlanndan gelmiştir. Yunan matematiği esasta ’sanat için sanat’ anlayışıyla yapılan ve günümüz manasında modern bir matematiktir.
Üçüncü dönem, M.S. 6. yy’dan 17. yy’ın sonlanna kadar olan dönemdir. Bu dönemde, matematiğin yaşadığı dünya islam dünyası ve Hindistan’dır. Müslümanların matematiğe katkısı büyük bir tartışma konusudur. Kimilerine göre, Müslümanların matematiğe, Yunan matematiğini yaşatmak ve Batı’ya transfer etmekten öte, bir katkıları olmamıştır. Kimile¬rine göre ise, Müslümanların matematiğe özgün kalkılan olmuştur. (Bu katkılar Avrupalı matematikçiler tarafından tekrar bulunmuş ya da göz ardı edilmiştir.) Müslümanların matematiğe katkısı yeterince araştırılmamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, matematiğin en önemli buluşu olan türevin, Avrupalılardan 500 yıl önce Azerbaycanlı Şerafettin Al-Tusi tarafından bulunmuş olduğunu ortaya çıkarmıştır. Tarihi olaylar- Haçlı seferleri, Moğol istilası ve dahili olaylar-, islam dünyasının nakli bilimlere geçmesine ve sonuç olarak bilimin yerini safsatanın almasına neden olmuştur. 16. yy’ da mate¬matikte tek söz sahibi Avrupalılardır.
Dördüncü dönem, 1700-1900 yıllan arasını kapsar ve ‘Klasik Matematik Dönemi’ olarak bilinir. Matematiğin ‘Altın Çağları’ olarak da anılır. Büyük hipotez ve teorilerin ortaya çıktığı, matematiğin kullanım alanının bütün bilim dallarını kapsayacak şekilde genişlediği bir dönemdir. Matematik, bütün pozitif bilimlerin temelim oluşturacak bir konuma gelmiştir. Bugün üniversitelerde okutulan matematiğin büyük bir kısmı bu dönemin ürünüdür.
Beşinci dönem, 1900′lü yılların başından günümüze uzanan, ‘Modern Matematik Dönemi’ olarak adlandırılan dönemdir. Modern matematik, klasik matematiğin anayasal bir tabana oturtulmuş şeklidir.
1900′lü yılların başına gelindiğinde, matematik büyük bir kompleksiteye ulaşmıştı. Böylesi karmaşık bir sistemde alışılageldiği şekilde matematik yapmak, ‘bir ispat niçin geçerlidir; ispatın da ispatı gerekli midir?’ gibi matematiğin temellerini sorgulayan sorunları ortaya çıkarmıştır. Matematik deneysel bir bilim olmadığı için, nihai yargıyı deneye bırakmak olanağı yoktur.
Bu sorunların, ‘meşru’ bir zeminde çözüme ulaştırılacağını anlayan matematikçiler, matematiği tutarlı yasalara dayalı bir temele oturtma çabasına giriştiler. Modern matematik bu uğraşının ürünüdür. Modern matematiğin en önemli özellikleri, önceki dönemlere kıyasla, çok daha soyut, göreceli ve kuram¬sal oluşudur.
Matematik çok hızlı gelişen, çok yüksek bir teknik düzeye erişmiş, elde edilen bilgilerin üst üste yığıldığı, bir bilginin diğeri tarafından kullanımdan kaldırılmadığı, bu nedenle de gittikçe zorlaşan ama bir o kadar da çekici, ancak tutku ile yapılabilen bir bilimdir.

Matematiğin altın çağı olarak nitelendirilen 19.yüzyıl boyunca bu bilimde bir çok yeni alan ortaya çıkarmıştır. Bunlar arasında sayılar teorisi, grup teorisi genel fonksiyonlar teorisi sayılabilir.sentetik ve analitik metotlar yeni bir geometri yaratmış, bu metotların fizik problemlerine uygulanması fizik biliminde muazzam gelişmelere yol açmıştır. 19. yüzyılda söz konusu edilmesi gereken matematikçilerin başında Fourier(1768-1830) gelir.Fourier bir değişkenli fonksiyonun değişkenin katsayılarının sinüsleri açısından seriye açılabileceğini göstermişti. Sir William Rowan Hamilton(1805-1865) Lagrange’ın diferansiyel hareket denklemlerini daha ileriye götürmüştür.kinetik enerjiyi moment bir sistemin koordinatları cinsinden ifade etmiş ve Lagrange denklemlerinin hareketin belirlenmesi için birinci dereceden bir dizi diferensiyel denklemlere nasıl dönüştüğünü göstermiş ve kuarterniyonları bulmuştur. 19. yüzyılın en orijinal matematikçileri olarak Dedekind (1831-1916) ve George Cantor (1845-
1918) kabul edilir. Dedekind erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayılarla ilgilenmeye başlamış, rasyonel sayılar alanının sürekli reel sayılar biçiminde genişletilebileceğini görmüştür. Cantor ise bugünkü kümeler kuramının kurucusudur.
19. yüzyılın sonlarında matematiğin temellerini araştırmaya yönelik felsefe ağırlıklı matematiksel çalışmalar sonucu matematiksel mantık eserleri ortaya çıktı. Matematiğe sağlam bir temel oluşturma girişimi olarak nitelendirilen bu mantık çalışmalarının başlangıcında Frege ve Peano ile karşılaşılır. Frege matematiği mantıkla özdeşleşmiştir.Peano ise ilk defa aritmetik için geometridekine benzer bir temel oluşturmuş yani aritmetiği bir takım temel prensipler üzerine kurmuştur.Dedekind de aritmetiği mantıksal bir yöntem ile ele almıştır.



Logaritma’nın Tarihsel Gelişimi
Üslü olarak verilen bazı ifadelerin gerçek değerlerini, doğrudan doğruya bulmak, matematik yönünden yapılması zor bir işlemdir. Kaynaklar, bu tür, birtakım hesaplamaları, kolaylıkla yapılmasını sağlayan, logaritmayı ilk kull*****, John Napier (1550 - 1617) olduğunu göstermekte.

John Napier tarafından, bu konuda "Minifici Logaritmorum Canonis Descripto" (bir logaritma cetveli tanımı ve iki ayrı trigonometri ile bütün matematik hesaplarında kolay ve çabuk kullanılmasına genel açıklaması) adlı, zamanın bilim dili olan Latince olarak kaleme alınmış eser, ilk kez 1614 yılında Edinburg şehrinde yayınlandı. Böylece logaritma adını da John Napier koymuştur.

Bir logaritma çizelgesinin hazırlanmasında, taban olarak 1 den büyük sayı seçilebilir. Napier, çizelgesini (e) tabanına göre hazırlamıştır. Fakat çizelgeyi tamamladıktan sonra, (e) sayısını almakla, zor bir sistem ortaya koyduğunu, uygulaması sırasında farkına vardı. Daha sonraki yıllarda, 10 tabanlı, yeni bir logaritma sisteminin hesaplama işlerinde büyük kolaylıklar sağlayabileceğini düşündü. Fakat, bu yeni sisteme ait, düşündüğü temel ilkeleri, bizzat ortaya koyamadan öldü. Ömrünün son günlerinde, arkadaşı olan, İngiliz matematikçi ve astronom Henri Briggs’ten (1551 - 1630) düşüncelerinin tamamlanmasını istedi.

Henri Biggs, bu isteğe uyarak, 10 tabanına göre, bir logaritma cetveli hazırlayarak, 1617 yılında yayımlamıştır. Bu eser, 1′den 1000′e kadar olan sayıların 14 ondalıklı logaritmalarını gösterir. Henri Briggs, ilk logaritma cetvellerinin yayımından 7 yıl sonra, yani 1624 yılında; önceleri, 1′den 20.000′e daha sonra da, 90.000′den 100.000′e kadar olan sayıların 14 ondalıklı logaritmalarını kapsayan Logaritmik Aritmetik adlı bir eser daha yayımladı.

Daha sonra, Hollandalı matematikçi Adrien Vlacq, Henry Briggs’ten eksik kalan, 20.000′den 90.000′a kadar olan sayıların logaritmik değerlerini hesap etti ve cetvellerini 1626 yılında, Briggs’ in adı altında, Goude’de yayımladı. Bu yeni çizelgeler, 10 ondalıklı olup, 1′den 1.000.000′a kadar sayılan , ve 0 dereceden 90 dereceye kadar olan açıların, 1′er açı dakikası aralıklı olarak, için sinüs, tanjant ve sekantın logaritma değerlerini kapsıyordu. Ayrıca, her biri 10" için, sinüs ve tanjantın logaritmalarına ilişkin bir çizelge yayımlandı. Logaritma cetvelleri üzerine eser hazırlayanlar, Adrien Vlacq’ ın bu eserini temel kabul ederler.






800-1549YILLARI ARASINDAKİ ÇALIŞMALAR
MATEMATİK VE ASTRONOMİ ÇALIŞMALARI



Türklerin Anadolu'ya girişi olan 1071 Malazgirt Savaşından önceki zamanlara ait bilimdeki gelişmelerine kısaca bakacak olursak, bu dönemde Türkler Aral Gölü'nün güneyinde şimdiki Özbekistan ve Türkmenistan sınırları içinde bulunan Harzem (Hvarizm, Harizm) de Merv ve Kive kentlerinde, Maveraünnehir 22) denilen yerlerde Semerkant ve Buhara'da yaşayan topluluklar içinde yaşamaktaydılar. Milliyetçilik ve tabiyet kavramları çok kesin değildi. Nitekim bazı Türk olarak bildiğimiz bilim adamlarının çeşitli batılı kaynak ve ansiklopedilerde hatta Türkiye içinde bile Arap veya Acem (İranlı) oldukları belirtilmiştir. Müslümanlık Araplardan alınmıştır. Bu zamanlarda yazma dili Farsça ve teknik metinlerde Arapça olduğu düşünülürse Türk bilim adamlarının Arapça veya Farsça yazdıklarından dolayı onları Türk kabul etmemek büyük bir yanılgıdır. Ortaçağ Avrupa'sında da çeşitli uluslar zamanın gereği Latince dilinde yayınlar yapmışlardır. Bu tür yayınlar onların milliyetlerini değiştirmezler
Her ne kadar bazı araştırmacıların iddiasına göre Sumerlerin Babillilerin hatta Mısırlıların Orta Asya'dan göçen Türk kavimleri ile akrabalıkları olduğu ve dolayısı ile onların uygarlıktaki çalışmalarının da Türk uygarlığından sayılması gerektiği, söz gelimi Mısır piramitlerini yapanların Türk mühendisleri olduğu savununulmakta ise de burada sadece tarihçilerimizin araştırmalarından kesin bilinen Türk bilim adamlarımızdan girişte ilgisi gösterilen matematik astronomi, coğrafya, fizik vb. konularında katkıları olanlara kronolojik sırada kısaca değinilmiştir 23) .
Halife El MEMUN zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan İBN TÜRK (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? — 847) Ceyl kentinden olduğu için El Ceyli veya matematikçi anl***** gelen El Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türkoğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları "Kitab-ül Cami fi'l hisap" (altı kitap halindedir),"Kitab'ül muamelat", Kitab'ül Mesaha" (**çme işleri) dir24)
EL Memun'un kurduğu akademinin başına getirilen Türk asıllı HARZEMLİ MEHMET BİN MUSA (veya Muhammed İbni Musa Al Harezmi) veya kısaca AL Hvarizmi (780-850) (Aral gölü güneyinde bugünkü Özbekistan sınırları içinde olan Khiva'da doğduğu için Al Khvarizm, Al Hıvarizm, Havarizmi, Al Harezmi, Harzemli de denmektedir), Bağdat'ta halifenin kurduğu gözlemevinde çalıştı. 820 de yazdığı "Kitab'ül Cebr vel Mukabala" isimli yapıtında Alcebir (Algebra) kelimesini ilk kullanan kişidir. Bu kitap 1145 de latinceye "Liber Algorismi" (Algoritma kitabı) ile çevrilmiş ve batıda 15. ve 16. yüzyıla kadar birçok matematikçilere önder olmuştur 25). Hesap yöntemi anl***** gelen "Algoritma" kelimesi kendi adı "Al Khwarizm"nın zamanla değişimi ile ortaya çıktığı söylenmektedir. Harzemli Usturlab hakkında bir kitap da yazmış ve bu aletin 43 tür kullanılışını anlatmıştır. Halife el Memun'un görevlendirdiği Sincar ovasında bir derecelik meridyen ölçüsüne de katıldığı söylenmektedir.
Türkistan'ın Farab ilinde doğarak Bağdat'a gelen Türk asıllı FARABİ (Ebu Nasr Muhammed İbni Muhammed İbni Tarhan ibni Uzlagh El Farabi) (872-950/951) <2> Arapça, felsefe, mantık, musiki ve astronomi öğrenerek Şam'a yerleşti. 150 ye yakın yapıtı olup 933 de yazdığı bir geometri kitabında çeşitli şekillerin çizilmesi ve bazı geometrik şekillerin bölünmesi konularını incelemiştir26).
Yine bir Türk astronomu olan ABDURRAHMAN ES SUFİ (884-976), gökyüzü haritasını ve burçları çizdi. Bazı yıldızların çift yıldız olduğunu saptadı. "Feleknüma" (Gökbilimi) isimli bir yapıtı var. "Yıldızların görünüşleri" isimli başka bir kitabı Leningrad kitaplığında olup 1665 de İngilizce ve 1875 de Fransızca dilinde yayınlandı. Bu kitapta 5000 den fazla yıldızın parlaklık derecelerini yazmıştır. Yıl uzunluğunu saptayan Es Sufi, gezegenler tablosu hazırladı ve jeodezik çalışmalar yaptı 27).
İlk defa tanjantı trigonometriye zil (gölge) ismi ile sokan Türk asıllı Horasan'ın Buzcan kentinden EBUL VEFA (Muhammed İbni Muhammed İbni Yahya İbni İsmail ibnül Abbas Ebul Vefa el Buzcani) (940-998), Bağdat'ta saray bahçesindeki gözlemevinde çalışmış, Ayın yörüngesinin eğimini hesaplamıştır. Düzlem trigonometride birim çemberin yarıçapını r=1 aldı. Bir tanjant tablosu düzenleyerek sekant ve kosekant kavramlarını koydu. sin 2A = 2 sin A cos A ve sin (A±B) = ±±ilişkilerini buldu. Hazırladığı sinüs cetvelinin incelik derecesi 1/60= 8.10kadardır. Küresel trigonometride sinüs bağıntısını buldu. Çember içine çizilen düzgün çokgenlerde kenar ile yarıçap arasındaki ilişkiyi araştırdı 28).
Ortaçağın yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından yine Türk asıllı BEYRUNİ (El Biruni, Beruni) (973-1048), astronomi, matematik, fizik, jeoloji, tıp ve indoloji (Hint bilimi) alanlarında çalıştı. Gazneli Mahmud'un Kuzey Hindistan'ı fethi üzerine bir süre Hindistan'da yaşadı ve daha sonra Gazne'ye yerleşti. Dünya'nın kendi ekseni etrafında ve Güneş etrafında döndüğünü söyledi. Bu fikrin islam ülkelerinde (Orient) ilk temsilcisidir. 18 kıymetli taşın ve mineralin özgül ağırlığını hesapladı. Yazdığı 148 yapıtın ancak 32 si zamanımıza kadar gelmiştir. 1032 de "Hindistan Tarihi" kitabını yazdı. Ortaçağ Hindistan'ına ışık tutan bu kitabın büyük bir kısmında Hintlilerin matematik ve astronomi alanlarındaki buluşları ile ilgili konuları anlatmıştır. Coğrafya ile ilgili bir kitabı Fatih kitaplığındadır. "Asarı Bakiye" isimli kitabında Arap, Pers, Yunan gibi ülkelerin zaman hesaplamaları ve takvimleri ile ilgili bilgileri özetledi. 1030 da Gazneli Mahmud'un oğlu MESUD için yazdığı "Al Kanun al Mesudi" (Mesud'un yasası) kitabı bir ansiklopedi niteliğinde olup trigonometri tarihi için çok önemlidir. Bu yapıtında kendisinden önce yazılmış tüm bilgileri derlemiş kendi gözlem ve hesapları da ilave etmiştir. 11 ciltten oluşan bu kitapta zaman hesabı ve takvim, trigonometri (düzgün çokgenlerin kenar hesabı, kirişler ile ilgili kurallar, açıların toplamı ve farkları sinüsleri ile ilgili kurallar, iki kat ve yarım açı sinüsleri ile ilgili kurallar, açıların üçe bölünmesi bir derecenin sinüsünün 8 basamak hesabı, π hesabı, sinüs cetveli, cetvellere ilişkin bazı kurallar ve doğrusal, karesel enterpolasyonlar, tanjant ve kotanjant ile ilgili problemler ve ilgili cetveller, küresel trigonometri), küresel astronomi, özel astronomi problemleri (Ay hareketi, Ay'ın çeşitli zamanlardaki şekilleri, gezegen hareketleri, yıldız kataloğu), jeodezi konuları anlatılmaktadır.
Bu kitapta yeryuvarının büyüklüğünü saptamak amacı ile değişik bir yöntemden bahsetmektedir. Bunun için Hint Okyanusu'nun kıyısında denizden yüksekliği h=652 arşın olan Zira el Savda dağında Nendene kalesinde deniz ufku ile yatay arasındaki açıyı α =33' olarak ölçerek (şekil-2.1) cos α = R/(R+h) veya
R = h/(sec α -1) bağıntısından R=3333 arap mili (≈6426 km) ve 1 derecelik meridyen uzunluğunu 58.2 mil (≈118.1 km) ve çevreyi 6800 farsang (fersah) (≈42516 km) olarak hesaplamıştır29).
<3> Beyruni, düzgün dokuzgen çiziminde 3.derece denklem çözümüne dayanan bir yöntem bulmuştur. Beyruni, yıldız tutulmasından enlem tayini için birkaç yöntemle Güneş'in doğuş anından veya Ay tutulmasından boylam farkı tayin etmiştir. Bağdat'ın doğusundaki Gazne'ye kadar olan bütün kentlerin boylam farklarını bir üçgen zincir ile saptamıştır. Boylam değerleri bu günkü değerlerden 24 derece farklı olduğundan başlangıç için Greenwich'in 24 derece batısındaki bir meridyeni aldığı anlaşılmaktadır. İki kent arasındaki uzaklığı, coğrafik koordinatlardan s = {Δλ2 cosφ1 cosφ2 +Δφ2 }1/2
ilişkisi ile hesaplamıştır. Jeodezi ile ilgili yapıtında, yapılan camilerin Mekke yönünün (kıble) coğrafik koordinatlardan azimut hesaplanması konusuna büyük bir yer ayırmış ve inşaat ustalarının anlayacağı biçimde düzlem bir alanda geometrik çizimle azimut tayinine ait iki yöntem vermiştir. Beyruni açı ölçmek için çeşitli aletler tanımlamış ve bunlardan birçoğunu kendi yapmıştır. 994 de 7,5 m çaplı yatay bir daire ve gölge izlemek amacı ile bir gnomon30) yapmıştır. Bu aletle Güneş yüksekliğini ve azimutları 2' incelikle ölçmüştür. 1016 da yaptığı 3 m çaplı 1' bölümlü kuadrant (çeyrek daire) ile önemli astronomik gözlemler yapmıştır. Bu alet metal veya tahtadan olduğu sanılan bir derece bölümlü bir halka ve ortadan dönebilen bir alidattan oluşmaktaydı. Bu aletle düşey veya zenit açıları ölçülebiliyordu. İnceliğin artırılması amacı ile çap büyük alınıyordu. 1019 da Beyruni 4.5 m çaplı ve 1' bölümlü kuadrant kullanmıştır. Yükseklik ölçmek için yaptığı bir alet (şekil-2.2) uzunluk ölçme ilkesine dayanıyordu. Astrolab (usturlab) ve kuadrant ile yükseklik ölçümünü detaylı olarak anlattığı kitabında yanına varılamıyan uzaklıkların hesabı, kuyu derinliği gibi problemlerin çözümünü göstermiştir. Kuadrantları bölümlemek için bir bölümleme makinası yaptığı da bilinmektedir. Beyruni, yeryüzünün düzleme projeksiyonu için de yöntemler önermiştir. Gençliğinde bir yer küre yaparak üzerine enlem ve boylamları işaretlemiştir. Kartografya ve projeksiyonlar konusunda çalışmış, yer ve gök haritaları ile yarı kürenin düzleme tasviri için konik ve silindirik projeksiyonlar önermiş ve bunları resimlerle göstermiştir 31) .
Batıda "Avicena" olarak tanınan İBNİ SİNA (Ebu Ali el Hüseyin bin Abdullah İbni sina) (980-1037) da Beyruni ile aynı çağda yaşamış bir Türk filozof ve bilim adamıdır. Özellikle tıp ve kimya konularında toplam olarak 223 kitap ve makalesi vardır. İsminin başına haklı olarak "As-şeyh ar-reis İbni Sina" ünvanı konmuştur. Beş ciltlik "Kanun" isimli kitabı tıp ansiklopedisi sayılır. Bu kitap batı üniversitelerinde uzun süre ders kitabı olarak okutulmuştur. Bunlardan başka "Sağlık ve İlaçlar", "Hayvanlar Tarihi" ve 20 ciltlik "İnsani Bilgiler Ansiklopedisi" yazmıştır. Toplam 233 kitap ve makalesinin 16 sı matematik, astronomi ve fizik ile ilgilidir. Bu alanlarda ise ilgilendiği konular şunlardır: Gök cisimlerinin sınırları, gezegenlerin uzaklıkları, astronomik gözlemler, gözlem aletleri, Öklid özeti ve geometri yöntemleri, son ve sonsuzluk konuları, diferansiyel hesap, aritmetik, küre üzerine çizilen paralel doğrular, fizik ve metafizik. İbni Sina, Jeolojinin de kurucusu sayılır. Bu konuda tortul kayaçların fosillerin ve dağların oluşumu ile ilgili bugün aynısı tekrarlanan bilimsel açıklamalar yapmıştır32).
1201 yılında Horasanın Tus kentinde doğan Türk asıllı Nasreddin TUSİ (1201-1274). aritmetik, geometri, astronomi, optik, mineoroloji, tıp, lojik, felsefe, ahlak ve edebiyat konuları ile ilgilendi. Kendisine "El-muhakkik" veya "Türk Öklidi" de denir. Toplam 64 yapıtı olduğu bilinmektedir. Düzlem geometriyi yarattığı söylenir. Düzlem geometriyi küre geometrisine uyguladı. Abbasi veziri bir bahane ile Tusi'yi <4> Bağdat'ta hapsetti. Tusi ilk yapıtını burada yazdı. 1256 da hapishaneden çıktı. 1259 da yazdığı "Kitabı şekli kutta" isimli yapıtında Öklidin 5 nolu postulatını tenkit ederek buna başka bir biçim verdi. Üçgenin üç açısının toplamının 180 dereceye eşit olduğunu isbat etti. Üç açısı bilinen küresel üçgenin çözümünü üç kenarı bilinen üçgen çözümüne dönüştürdü. Küresel üçgen çözümünde kutup üçgenini önerdi 33).
1220 de bir çok matematikçilerin bulunduğu Horasan Mogol istilasına uğradı. 1256 da Hülagü komutasındaki Mogollar ilerleyerek 1258 de Bağdat'ı zaptettiler. Halife El Mustazım öldürüldü. 1259 da Hülagü İlhan Bağdat'ı yıktıktan sonra Tusi'ye Rumiye gölü doğusunda Marega'da bir gözlemevi kurma görevi verdi 34). 2000 m yükseklikte Karakaya tepesindeki bu gözlemevi kitaplığında tarihçiler 400 000 kitap, broşür ve makalenin bulunduğunu söylerler 35). Gözlemevinde çoğunu Tusi'nin yaptığı bir çok astronomi aletleri vardı. Bu gözlemevinde Şam'dan Müeyyidüddin Urzi, Musul'dan Fahrüddin Maragi, Tiflis'den Fahrüddin Ahlati, Kazvin'den Necmüddin Kazvini biraraya toplandılar 36). Tusi 1261–1269 yılları arasında yaptığı gözlemleri "Zîci İlhan” (İlhan almanağı) ismi altında yayınladı 37). Tusi'nin ayrıca altı paftalık bir İslam Atlası yaptığı da söylenmektedir.
İlhanlı hükümdarı Argun Han'ın oğlu ünlü bilgin GAZAN HAN (1271-1304), tarih astronomi, doğa bilimleri, tıp ve kimya ile uğraşmıştır. 1300 de Marega'ya uğrayıp gözlemevini incelemiş ve dönüşte Tebriz'in batı tarafındaki banliyosu Şem'de bir gözlemevi kurdurmuştur 38).
Türk divan edebiyatının ilk şairlerinden GÜLŞEHRİ'nin 1301 de yazdığı Farsça manzum "Felekname" (Astronomi) adlı mesnevisinde ve 1317 de yine "Mantık-ut tayr" (Kuş mantığı) da bazı astronomi ve astrolojik konulara değinmiştir. Örnek olarak Ay tutulması için:
Kendözinden çün değildir Ay nurı
Aydını kamu Güneşdendür varı
Çün Güneşten nur alur Ay iy hakim
Güneş anun nurrin eyler müstakim
İkisi arasına yir gölgesi
Düşicek ey bilmeyenler bilgesi
Ay dutulur nurunu virmez olur
Zire ol dem Güneşi görmez olur.
demiştir. Gülşehri'nin gökbilim (astronomi) ve yıldızbilim (astroloji) ile bu kadar yakından ilgilenmesi eserlerini Kırşehir'de veya bu şehrin dolaylarında yazmış olmasına bağlanabilir. Çünkü Gülşehri'nin yaşadığı yıllara yakın bir devirde Kırşehir'de Nureddin Cacebel tarafından özellikle gökbilmin okutulduğu bir medrese kurulduğu bilinmektedir.
1427 de BEDR-İ DİLŞAD ( **. 1404–5) tarafından da yazılan Muradname (Padişah 2. Murad adına yazmıştır), 10410 beyitlik aruz vezniyle yazılmış olup konuları içerisinde astrolojiye değinmiştir. Tanrının yeri sofa gibi düz, felekleri de kubbe gibi yuvarlak yarattığını, gözlem yaparak yıldız sayısının 29 000 olarak saptandığını, bunlardan yedisinin gezegen, diğerlerinin duran yıldızlar olduğunu söyler 39).
14. yüzyıl sonunda yaşamış olan ABDÜLVACİD, Horasan'dan Süleyman Şah zamanında (1368–1387) Anadolu'ya geçmiş ve Kütahya'ya yerleşmiş ve burada kurulan medreseye müderris olmuştur. 1403 de "Şerh'ün nihaye" (Son yorumlar) isimli yapıtından başka Usturlab isminde manzum bir yapıtı da vardır 40).
<5> ULUĞ BEY (1393–1449) astronomiye ilgisi yüzünden 1420 de Semerkant'ta kurduğu gözlemevinde KADIZADE RUMİ (1365–1430) ve Gıyasüddin CEMŞİDİ (**. 1429) 41) ile birlikte çalışarak "Zîci Gürgani" (Gürgan almanağı) veya "Zîci cedidi Sultanı" (Yeni sultan almanağı) isimli bir yıldız kataloğu meydana getirmişlerdir 42)43) Bu yapıt batıda 16. yüzyıla kadar pozisyon astronomisinin el kitabı olmuştur ve zamanının en mükemmel cetvelleridir. 1665 de Oxford'ta basılmış ve çeşitli Avrupa dillerine çevrilmiştir. Kameri ay başlarının saptanmasında bu cetvellerden hala yararlanıldığı söylenmektedir. Bu gözlemevinde çeyrek daire şeklinde sabit olarak yerleştirilmiş duvar kuadrant'ın yarıçapı 40 m kadar olup her dereceye yaklaşık 0.70 m karşılık gelmekteydi. Semerkant'taki ölçtükleri coğrafik koordinatlar bugünkülerle karşılaştırılırsa enlemde 1.5 dakikadan küçük farklılıklar olduğu görülür. 1425 de yazdığı "Risalet'ül Muhtiye" adındaki bir yapıtında π nin büyüklüğünü 60 lık sistemde verdikten sonra aynı değeri ondalık kesir ile tekrarlar.
Kadızadenin vefatı ile Semerkand gözlemevine müdür olan ALİ KUŞÇU (**.1474/1475) Uluğ beyin yıldız kataloğuna yardım etmişti. Uluğ Bey'in öldürülmesi ile Tebriz'e geldi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından Fatih Sultan Mehmed'e elçi olarak gönderildi. Fatih'in isteği üzerine İstanbul'da kalarak Ayasofya medresesinde müderris oldu44) . Astronomi konusundaki bir çalışmasını Fetih Risalesi (makalesi) adı ile Fatih Sultan Mehmed'e sundu. Ali Kuşçu, hesaplarında dünya çevresi için 8000 parasang (fersah) aldı.
Osmanlı imparatorluğu içinde 16. yüzyılın ilk yarısına kadar pozitif bilimler alanında önemli bir gelişme göze çarpmamaktadır. Bu dönemde İmparatorluk doğuda İran ortalarına, güneyde Sudan'a kuzeyde Viyana kapılarına ve batıda Fas'a kadar genişlemişti. Daha sonraları batıda yapılan Rönesans ve Reform hareketlerinden Osmanlı Türkleri etkilenmemiştir.
Kadızade Rumi'nin torunu, Kutbettin Mehmedin oğlu olan MİRİM (MEHMET) ÇELEBİ (**ümü 1525) aynı zamanda anne tarafından büyük babası Ali Kuşçu'dur. İstanbul'da medrese eğitimi gördü, I. Selim zamanında Anadolu kazaskerliğine atandı. Daha çok astronomi konularında çalıştı. Türklerde gözleme dayanan bilimsel araştırmaların gelişmesinde büyük çaba gösterdi. Astroloji ile de ilgilendiği söylenmektedir. 1 derecelik açının sinüsünü daha hassas elde edebilmek amacı ile zamanına göre ilginç beş ayrı yöntem önermiştir 45).
Kanuni zamanı matematikçilerinden Sultan Selim Camii muvakkidi (Zaman hesaplayıcısı) MUSTAFA bin Ali-yül MUVAKKIT "Tuhfet-üz zaman ve haridet-ül evan" adı ile yazdığı broşürde gökkürelerinin ve yıldızların niteliklerinden, deniz ve dağlardan bahsetmiştir. Yine Ayasofya kitaplığında bulunan "Tehlil-ül Mikat" adlı yapıtında rubu tahtası ve yükseklik ölçme yöntemleri açıklanmıştır. Bu yapıtta ayrıca nehir genişliği ve kuyu derinliklerinin rubu tahtası ile ölçümü de anlatılmıştır 46).
III. Mahmud zamanında MAHMUD bin ALİ SİPAHİ-ZADE "Ev-zah-ül mesalik ilk marifet-il mimalik " adlı Arapça ve sonradan Türkçeye çevirdiği yapıtında yeryüzünün küre biçiminde olduğunu anlatır ve diğer bölümlerde denizler, göller ve ırmaklardan söz eder.
Bu devirde MEHMED bin ÖMER BAYAZID bin AŞIK tarafından yazılan "Menazır-ül Avalin" adındaki coğrafya ve astronomi kitabı da meşhur olmuştur. Bu kitapta gök ve gök cisimleri açıklanırken cehennem ve cehennem halkı ile şeytanlardan, coğrafyadan ve hayvanlar ile insanların anatomisinden de bahsedilmektedir
MUSTAFA ZEKİ, Gıyasüddin Cemşidi'nin "Süllem-üs Semüa" isimli kitabını Türkçeye <6> çevirmiştir. Bu yapıt gök cisimlerinin Dünya'dan uzaklığını gösterdiği gibi astronomi ile ilgili bazı esasları açıklamaktadır.
Sultan Selim Muvakkiti MUSTAFA bin ALİ 1528 de "Usturlab", 1549 da Türkçe "Kürre-i Sema", Mukantarat risalesi ve bir başka yapıtı olan "Yedinci iklim"de yüz kentin İstanbul'dan uzaklığı ve kaç günde gidilebileceği belirtilmiş ve bununla eski tahmin ve yanlışlıklar düzeltilmiştir.
Eyüp Sultan Camii muvakkiti ressam ve Hezarfen Ahmet Ziya AKBULUT, çok sayıda güneş saati yapmıştır. Bunlardan en göze çarpanları, rasathane kütüphanesi, Ayasofya ve Topkapı müzeleri, Bayazıt'da belediye kütüphanesi bahçesinde yer almaktadır. Hem astronom hem takvimci olup iki taraflı, birbirine benzemeyen çeşitli rubu tahtaları yapmıştır.

http://www.jetnetworking.com.tr/index.ph...e/JN125973
Her Üye Kaydına 20 TL. Kazan!!!
jetnetworking üyelik için linki tıklayıp bilgilerinizi girin
sistem hakkında


bir teşekkürü çok görmeyin!
04-12-2011 12:49
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
[ Etiketler: matematikle | ilgili | buluslar ]
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  matematik dergisi için örnekler matematikle ilgili garip bir olay daisy 0 6,274 04-12-2011 12:51
Son Mesaj: daisy

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Matematikle ilgili buluşlar indir, Matematikle ilgili buluşlar Videosu, Matematikle ilgili buluşlar online izle, Matematikle ilgili buluşlar Bedava indir, Matematikle ilgili buluşlar Yükle, Matematikle ilgili buluşlar Hakkında, Matematikle ilgili buluşlar nedir, Matematikle ilgili buluşlar Free indir, Matematikle ilgili buluşlar oyunu, Matematikle ilgili buluşlar download

  • Paylaş
  • Yazdırılabilir Sürüm
  • Bu Konuyu Arkadaşına Gönder
  • Konuya Abone Ol
Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

Zaman: 04-19-2014, Saat: 3:45

Türkçe Çeviri: MyBB Türkiye
Üretici: MyBB, © 2002-2014 MyBB Group.


sınıf , kitap cevapları sınıf , kitap cevapları